 |
Mademki ben güneşe kulum,
Mademki ben güneşe kulum, güneşten söz açmalıyım size. Mademki gece değilim ben, mademki karanlığa tapmıyorum, düşten dem vurmak nafile.
Mademki tıpkı güneşe benziyorum, elimi eteğimi çekmeliyim üzerinden ferah, mâmur olan yerin. Mademki tıpkı güneşe benziyorum, doğmalıyım ortasında harabelerin.
Gerçi bugün bir kuru elmayım, ama değerim ağacımdan çok. Gerçi sarhoşum, yıkılmışım ama doğru lâf etmedeyim, erkekçe konuşmadayım.
Benim gönlümün kokusu yöresindeki topraktan gelir. Ben o topraktan utanırım da nedense bir tek söz söyleyemem suya dair.
Güzel yüzünden kaldır perdeni, böyle konuşmayı yakıştırma bana. Taş gibi kaskatıysa senin kalbin, bak benim kalbim yanmış, ateş haline gelmiş. Bir iyilik eder, şişeyi alırsan eline, bir de bakacaksın ki kadehle şarap bende dile gelmiş.
MEVLANA
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM
ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM
Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?
Mehmet Akif ERSOY
Gül olanın aslı güldür
Gül olanın aslı güldür, Peygamberin nesli güldür, Girdim şahın bahcesine, Cümlesi aşı güldür gül.
Asmasında gül dalları, Kovanında gül balları, Ağacında gül halleri, Selvi çınarı güldür gül.
Açıl gel ey gonca gülüm, Ağlatma şeyda bülbülüm, Şu inleyen garip dilim, Ah-u efganı güldür gül.
Gülden terazi yaparlar, Gül ile gülü tartarlar, Gül alırlar gül satarlar, Çarşı pazarı güldür gül.
sevgileri yarınlara bıraktınız
sevgileri yarınlara bıraktınız çekingen, tutuk, saygılı. bütün yakınlarınız sizi yanlış tanıdı.
bitmeyen işler yüzünden (siz böyle olsun istemezdiniz) bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi kalbinizi dolduran duygular kalbinizde kaldı.
siz geniş zamanlar umuyordunuz çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklımıza gelmezdi.
gizli bahçenizde açan çiçekler vardı; gecelerde ve yalnız.
vermeye az buldunuz yahut vaktiniz olmadı.
behçet necatigil
ÇÜNKÜ BANA YAKIŞAN DURUMDUR SIKINTILI OLMAK.
ÇÜNKÜ BANA YAKIŞAN DURUMDUR SIKINTILI OLMAK.
Sen köylü güzelim… Son baharda yaprak gazeli gönlümün tanrıçası… Acılı yanlarımın garip hali, delişmen duygularımın kör kilidi… Keşfedemediğim duygu coğrafyalarının pusulası… Umutsuzluğun anahtarı… Hazan rüzgârlarının siyah beyaz fotoğrafı… Ayıbım, günahım, yasak aşkım, gizli duygularım, aç-tok yanım, iç burkuntum, kaçamak bakışlarda solgun suratlım. Gözüm kapalı iken yanımdasın da açıkken niye yoksun…
Sen köylü güzelim… Divanına durduğum mihrabın semavi sükûneti… Gönüllü fermanların katline itaatkârlığım. Çaresizliğim, yalnızlığım, sessizliğin sesinde bakışıyla soru soranım… Ruh üşümesi romanım… Dar vakitlerde şiir kitabım. Hüzün ki en çok sana yakışır. Izdırabı salkım saçak gözyaşım… Büyümemiş gün telaşıyla buselik makamından nevşuneva çağ yangınımı alevlendirelim. Gülüm, dikenim, garipliğim, kalkıp gidenim, oturanım, uyuyanım, kâbusum, rüyam, sevincim, HİÇBİR ŞEYİM, HER ŞEYİM, olanım, olmayanım, “yokluğun cehennemin öbür adı” da ya varlığın neyin adı?..
Sen köylü güzelim… Ertelenmiş yaşanmışlığımın gökyüzünde binlerce yıldız yaşı yanardağ sıcağı… umurkanrı köz öbeğim… Ninniler masumiyeti bebeğim. Artım, eksim, bölmem, çarpmam… Yanık hoyrat “Ağrılar” ağıtı yurtsuzluğum… Her ayrılık bir iz bırakır. Sonsuz ayrılık için yanardağ BEN bırakır… Kanamalı yara gün olur kabuk bağlar. Kabuğu kalınlaşır, soyulup dökülür sonra… Bazısı sadece tenimizde değil, hayat kalbimizde de derin izdir. Gelip giden günler silemez bu sızıyı… Öyle kolay kapanmayanımsın. Puslu ufkumun kangren olmuş sakat yanısın… Acıtan, ağlatan, dağlayan, ağartan, çığlık çığlığa koparıldığı daldan, kırık gülümseyişlerin filizisin… Yangın kokan fırtınaların harmanladığı aşk sözü bakışlarla konuşmaların ürperten soğuk dalgalanmalardaki terim…
Esip geçenim. Unutulmayanım. “Yeryüzünde yaşadığımız emsalsiz günlerdi.” Sen köylü güzelim… Kahkahalarda inşa edilmiş kent kıyılarının rıhtımının da intihar kaydı. Ozan seslenişi kaygılarımsın. Mecburiyet teknesinde alabora olanımsın… Kalemimsin, defterimsin, silgimsin… Yazılmamış şiirimsin… KİMİNSİN… Kedi kıyafetine matem alfabemsin. Sayıklamalı kabahatlerim, kalabalıklar yargısı âlemimi kıransın. Alıp başını gitmek varken bir türlü salmayanımsın. Renklerin içinde sarım, mevsimlerin içinde sonbaharımsın. Günler içinde son günüm, çözülmeyen son düğümümsün. Samanlık seyran, aç sefil üç günlük dünyada içime kar olup yağanımsın. Ardından ne kadar çok yaşanmışlık bırakanımsın. Ne de çok şeyimsin? Beklisi, ya da yok bu değil soru işaretimsin… Neyin savruluşudur, dur-durak bilmezimsin neyin kayboluşudur? Ahlarım, vahlarımsın. Her gidişin dönüşüyken beklemelerimsin. Beklemelerde bilmemelerimsin. Ne çabuk eksilmelerimsin... Eleğim, yüreğim, azar-azar ufalanmalarım, beyazım, karam, anam, avradım, suyum, kavim kardaş yakınım, elim, dar günde muştumsun… Ufacık narin bedeninle dünya kahrını, sevda yükünü taşıyanımsın.
“Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında, belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem,
Sus deyip adınla başlıyorum.
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır, başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin…”
Sen köylü güzelim! “sınamaya dayanmayan sevgi; sevgi olur mu? Sevmemek kabil değilse, sevmenin ne kıymeti olur? Günahı ve şeytanı tanıdık biz. Günaha cezbe de cazibe kattık ki günahla sınanan sevgi daha değerli olsun.”… Bir eğiri daha kocaman bir eğrinin içinde dönerken, en büyük eğriyi kapsamıştır…
Sen köylü güzelim, soruyorsun ya ikide bir neden diye? İşte bu yüzden bana en yakışan durumdur sıkıntılı olmak…
ADAM GİBİ
Ben seni hiç sevmedim ki Durgun akşamlarda söylediğimiz şarkıları sevdim Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim Birde yıldızları sevdim Eylül akşamlarında gelip, Gözlerinde tutulan.
Ben seni hiç sevmedim ki Beni yola koyduğunda ayrılmayı sevdim Kurşunları sevdim beni vurduğunda Ağlamayı sevdim unuttuğunda Yalnız olduğumu anladığımda Ayakta kalmamı sevdim Yıkılmamı sevdim seni hatırladığımda Ekmeği sever gibi sevdim sensizliği Su gibi özledim Temmuz güneşinde sesini İkindide yağmur gibi Geceleyin yağan yağmur gibi sevdim seni sevdiğimi
Ben seni hiç sevmedim ki Kuşlara şarkılar öğretmeni sevdim Menekşeyle konuşmanı Nisan'a hatırlatmanı Baharın bir adının da yalnızlık olmadığını Düştüğün zaman kanayan yaralarını Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman Sakız satan çocukları Yeni çıkan şarkıları Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte
Ben seni hiç sevmedim ki Bir gece bir ceylan indi dağdan kalbine Bir gece bir şiir gibi kibrit alevinde Alemin ortasında, kimsesizliğin sesinde Buğusunda sabahın, acımasızlığında ahın Ağlayan yüzünde İsa'nın Ferahlatan gücüyle duanın Korkutan yanıyla nar'ın İncenin, zeytinin ve kalbin üstüne Gülün üstüne Tutunduğum umudun üstüne Korkunun üstüne Hep senin üstüne, hep senin üstüne
Ben seni hiç sevmedim ki Gittiğin zaman gitmeni sevdim Evreni sevdim geldiğin zaman Kalmanı sevdim Korkuyordum sana alışmaktan Yine de sevdim gülümsemeyi Mendilimi sallarken, seni götüren trenin arkasından Kırlara ilk kar düştüğü zaman Ölümünün ne güzel olduğunu sevdim Seni içimde öldürdüğüm zaman
Ben seni hiç sevmedim ki Durgun akşamlarda söylenen şarkı neyse Bir çiçeğe gülmeni, bir güle benzemeni sevdim Birde yıldızları sevdim Eylül akşamlarında gelip, Gözlerinde tutulan. Düştüğün zaman kanayan yaralarını Ve tuhaflığını üşüdüğün zaman Sakız satan çocukları Yeni çıkan şarkıları Her kaybettiğinde kazanan yanlarını sevdim Denize düşmüş gül gibi düştüm ateşe Ben yangını sevdim yandığım zaman böyle işte Ben sevdim mi adam gibi severim
İBRAHİM SADRİ
Ey Gönül
Bu gün ne kadar durgunsun ey gönül Gün akşam etti güneş uğurluyor O tatlı hazza takılıp kalalı Gözlerin hala bir düş ağırlıyor
Sırra kadem mi bastın bugün böyle Aşk mıdır seni düşüren bu hale Yaşanmış nice aşklar dursun şöyle Gözlerin hala bir düş ağırlıyor
Asırlık bir taş misali ağırsın Evveli duyan,şimdiye sağırsın Yana yakıla kim nasıl çağırsın Gözlerin hala bir düş ağırlıyor
Boy pos çakılmış durduğun o yere Derman ummuştur kimbilir kaç kere Yorulmuşsa da göğüs gere gere Gözlerin hala bir düş ağırlıyor
Engin Namlı
Hürriyete Dogru
Gün doğmadan, Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola. Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında, İçinde bir iş görmenin saadeti, Gideceksin Gideceksin ırıpların çalkantısında. Balıklar çıkacak yoluna, karşıcı; Sevineceksin. Ağları silkeledikce Deniz gelecek eline pul pul; Ruhları sustuğu vakit martıların, Kayalıklardaki mezarlarında, Birden Bir kıyamettir kopacak ufuklarda. Denizkızları mı dersin, kuşlar mı dersin; Bayramlar seyranlar mı dersin, Şenlikler cümbüşler mi? Gelin alayları, teller, duvaklar, Donanmalar mı? Heeey Ne duruyorsun be, at kendini denize: Geride bekliyenin varmış, aldırma; Görmüyor musun, Her yanda hürriyet; Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol; Git gidebildiğin yere...
YÜREGİNE SAGLIK ORHAN VELİ KANIK
Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak...
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak... Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak. Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle. İmânı olan kimse gebermez bu ölümle: Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir." Davransana... Eller de senin, baş da senindir! His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin. Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz? Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın? Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın! Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan. Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk! Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk! Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın? Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez... En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez! Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin; Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman, Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan, Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma; Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!
Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş... Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!" Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından, Tek kol da demiyor bir tarafından! Sâhipsiz olan memleketin batması haktır; Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır. Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar... Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var. Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır! Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır! 'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme, yılma. Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.
MUTLAK SEVECEKSİN
Sevda gibi bir gizli emel ruhuna sinmiş; Bir haz ki hayalden bile üstün ve derinmiş. Gökten gelerek gönlüne rüzgar gibi inmiş, Bir sır ki bu,ölsen bile asla açamazsın...
Anlatması imkansız olan öyle bir an ki, Hülyadaki ses varlığının gayesi sanki... Bak emrediyor:Daldığın alemden uyan ki, Mutlak seveceksin beni,bundan kaçamazsın...
:: Sonraki Sayfa »
|
 |